Astronomik tarihleme yöntemlerinde karşılaşılan sorunlar


Ay’daki bir lazer retroreflektör

Bu yazı, Antikçağ Avrupa tarihinin yanlış olduğunu iddia eden komplo teorileri üzerine bir yazı dizisinin ikinci bölümüdür. Önemli bilgilendirmeler için lütfen birinci bölümü okuyun.

Ay, Dünya etrafında 3.683 km/saat hızla hareket eder. Ay’ın gökyüzündeki gece yolculuğu insan var olduğundan bu yana hepimizi büyülemiştir. Astronomi en eski doğa bilimlerinden biridir ve astronomi bilgisi Antikçağ’da bile oldukça ileri düzeydedir.

Ay’ın yörünge dönüş hızı bütünüyle sabit değildir. Apollo Programı’ndaki astronotlar Dünya’ya geri dönmeden önce Ay’ın yüzeyine lazer retroreflektörler yerleştirdi ve bizler Ay’ın yüzyılda -25.858 arc (açısal)/sn hızlandığını lazer ışınlarını bu reflektörlerden yansıtarak tespit edebiliyoruz (Kaynak: NASA).

NASA’nın yukarıda referans verdiğim sayfasının altında muğlak ve kafa karıştırıcı bir ifade var:

“Ay’ın Dünya’dan uzaklaşması hakkında çok az şey bilinmektedir ve bu uzaklaşma sabit olmayabilir.”

Kibar bir dille ifade edilen bu durum bir gizem sarmalına, yalanlara ve tarihin büyük ölçüde tahrif edildiğine dair iddialara kapı açan tuhaf ve muğlak bir sırrın da üstünü örtüyor. Bu nedenle bu nokta, tarihin tarihine dair komplo teorileri arasından en şaşırtıcı olanını incelemeye başlamak için çok uygun. Bu teoriye göre, Avrupa’nın zaman çizelgesi sanıldığından 1000 yıl daha kısa. Teorinin destekçilerine göre kesinlikle 2019 yılında yaşamıyoruz; onlar yılın 1019 olduğunu düşünüyor.

70’li yılların başında Robert R. Newton adlı Amerikalı gökbilimci çözüm bulamadığı bir probleme denk gelir. Her şey Newton’ın Ay’ın tarih boyunca hızlanmasının uzun vadeli bir ölçümünü yapma girişimiyle başlar. Newton, lazerlerle elde edilen mevcut değerleri geriye doğru götürmek yerine gece göğüne dair tarihî tasvirleri kullanarak yüzlerce yıl geriye gidip Ay’ın hızlanması sürecine ilişkin değerleri hesaplar. Ancak elde ettiği değerler kelimenin tam anlamıyla fiziksel olarak imkânsızdır.

1972 tarihli ve “Dünya-Ay sistemindeki yerçekimsel olmayan kuvvetlerle ilgili astronomik kanıtlar” başlıklı bir makalede şöyle yazar:

“Günümüzdeki değerlere dair herhangi bir varsayım içermeyen kanıtlar, MS 700-1300 yılları arasında yaşanan hızlanmalarda bir ‘kare dalga’ olduğunu ve bu dalga zamanı boyunca yaşanan hızlanmanın önceki ve sonraki zamanlarda yaşananlardan belki 5 kat farklı olduğunu güçlü şekilde ortaya koymaktadır…

Hızlanmalara dair tatmin edici bir açıklama yoktur. Mevcut gelgit sürtünmesi teorileri son derece yetersizdir.”

Karanlık çağlarda Ay’ın hızının böyle büyük oranda değişmiş olmasının nedeni ne olabilirdi? Ay büyüklüğünde bir cismi etkileyebilmek için gerçekten son derece yıkıcı boyutlarda bir olay gerçekleşmiş olması gerekir, ancak bu türden bir olay bilinmiyor.

Newton her şeyden önce bir bilim insanıydı. Rastladığı bu “yerçekimsel olmayan kuvvetler” gizemini anlamayı başaramayınca sonunun nereye çıkacağını görmek için ipucunu takibe başladı. Vardığı sonuç, tarihteki en ünlü gökbilimcinin bir düzenbaz ve sahtekâr, binyıldan daha uzun bir süre boyunca astronomi alanındaki araştırmaların ilerleyişine engel olan efsanevi bir aldatmacanın faili olduğuydu.

Günümüze kadar ulaşan en eski astronomi eseri, Klaudyos Batlamyus tarafından yazılan meşhur Almagest kitabıdır. Genel kabul olarak MS ikinci yüzyıla tarihlenen kitap tüm zamanların en etkili bilimsel metinlerinden biridir. Almagest yaklaşık 1500 yıl boyunca astronomi teorisi alanında birincil bilgi kaynağı olur. Dünya’nın Evren’in merkezinde olduğu varsayımını sorgulamaz, yine de başka açılardan dikkat çekici bir bilimsel çalışmadır: Küresel trigonometri konusunu açıkladıktan sonra Ay’ın, Güneş’in, yıldız ve gezegenlerin hareketlerini açıklayan bir gök modelinin yanında, bunların konumlarını hesaplamakta kullanılabilecek veri tabloları oluşturmaya girişir. Kitapta ayrıca binden fazla yıldızın bulunduğu bir katalog bulunur. Bizim açımızdan daha önemli olan ise, Batlamyus’un Güneş ve Ay tutulmalarına dair çeşitli gözlemleri de kitaba dahil etmesidir.


Batlamyus’un barok bir tasviri

Güneş sistemi döngüsel bir sistem olduğu için, astronomik gözlemin ne kadar ayrıntılı olduğuna bağlı olarak bir “sabit”in doğruluğu sağlanırsa modern teorideki gökyüzü modellemeleri zaman çizelgesi üzerinde sonsuz sayıda tekrar eden çözüm dizileri elde etmek için efemeris hesaplama programlarına dahil edilebilir.

Efemeris tabloları, tarihsel olayların üzerinden binlerce yıl geçmesine ve bizimkinden farklı tarihleme sistemleri kullanılmasına rağmen şaşırtıcı bir doğrulukla -çoğunlukla tam günüyle- belirtilmesinin nedenlerinden biridir.

Modern tarih Almagest’teki verileri sorgulamadan kabul eder. Kitabın Wikipedia sayfasında bu konudaki tartışmalara dair hiçbir şey söylenmez. Yine de yüzyıllar boyunca az sayıda bilim insanı kitap hakkında ciddi şüpheleri olduğunu dile getirmiştir. 16. yüzyılda yaşamış bir gökbilimci olan Tycho Brahe birçok kere gece göğünün hassas ölçümlerini yapmış ve Almagest’in doğru olamayacağını keşfetmiştir. 19. yüzyılın başında bir Fransız gökbilimci ve tarihçi, Jean Baptiste Delambre, Batlamyus’un, iddia ettiği gözlemlerin çoğunu gerçekten yapmamış, bu gözlemleri tabloları kullanarak oluşturmuş bir sahtekâr olduğunu iddia ettiği bir astronomi tarihi yazar.

Ancak Batlamyus’a en sert eleştiriler R.R. Newton’da gelir. Newton “yerçekimsel olmayan kuvvetler”i keşfiyle birlikte, olabilecek en makul açıklamayı incelemeye başlar: yani geçmiş ivmeleri hesaplamak için kullandığı tarihsel kayıtlar yanlıştır. Newton tek kitabı olan The Crime of Claudius Ptolemyde (1977) şöyle der:

“Batlamyus’un hiçbir ifadesinin olduğu gibi kabul edilemeyeceği tam anlamıyla ortaya çıkmıştır … İster tarih ister astronomi konulu olsun, Syntaxis’i [Almagest] temel alan tüm çalışmalar bir kere daha, sıfırdan yapılmalıdır.

“Sadece tek bir nihai tespitte bulunabilirim. ‘Syntaxis’ astronomiye, şimdiye kadar yazılmış herhangi bir kitaptan daha fazla zarar vermiştir ve bu kitap yazılmamış olsaydı astronomi bilimi bundan büyük fayda sağlardı.”

“Bu nedenle Batlamyus hiçbir şekilde Antikçağ’ın en büyük gökbilimcisi değil, bundan çok daha şaşırtıcı bir figürdür: O, bilim tarihinin gördüğü en başarılı düzenbazdır.

Bu yazı dizisinin birinci bölümünde Antikçağ tarihinin büyük oranda sahte olduğunu iddia eden komplo teorisinin tartışıldığı göz önüne alındığında, Newton, Delambre ve Brahe’nin biraz peşin hükümlü oldukları düşünülebilir: Batlamyus bilinmeyen bir nedenle ortaya koyduğu gözlemleri uydurmuştur (bazı anlatımlara göre de çalmıştır) ve bu durum 1500 yıl boyunca fark edilmemiştir. Ancak bu anlatıda bazı sorunlar var.

Rönesans hümanistlerin “Antikçağ” kitaplarını uydurduğu iddia edilirken görece basit niyetler belirlenmiştir: Ultra varlıklı asiller keşfedilen Antikçağ metinleri için avuç dolusu para ödüyordu ve bazen siyasi hesaplar tarihsel tartışmalardan çıkacak sonuçlara bağlıydı. Poggio Bracciolini, (kendi iddiasına göre) ücra bir manastırın çürüyen, tozlu kütüphanesinden kurtardığı tek bir kitabın geliriyle koca bir ev satın alabilmiştir. Geçmişteki kanıt güvenilirliği takibine ilişkin pek çok iddia kaynakların inandırıcılığına büyük zarar verir, bu nedenle Antikçağ’daki sahtekârlıklarla ilgili düşünceler tümüyle akıl dışı değildir ve tarih boyunca pek çok defa tekrarlanır. Bu iddiaların doğru çıktığı da olmuştur: Meşhur Donation of Constantine kitabının sahte olduğu, yüzlerce yıl Katolik Kilisesi’nin iktidarına payanda olarak kullanıldıktan sonra ortaya çıkmıştır.

Ancak Almagest, Arapça ve Yunanca elyazmaları aracılığıyla farklı kaynaklara kadar uzanır, bu nedenle de eser iki adla bilinir ve diğer adı, az önce gördüğümüz gibi, “Syntaxis”tir. Kitabın nüshaları Rönesans’tan yüzyıllar öncesine aittir. Kimsenin astronomik gözlemler tablosu icat etmek için anlamlı bir nedeni yoktur ve bu eserin keşfi dolayısıyla (bildiğim kadarıyla) kimseye avuç dolusu para verilmemiştir.

1980 yılında Sovyet matematikçi Anatoli Fomenko’nun, Newton’ın bulgularına yeni bir açıklama getiren makalesi yayımlanır. Bir Demir Perde ülkesinde yazıldığı için makalenin Batı akademisi üzerinde bir etkisi olmamıştır ve makaleye çevrimiçi ulaşmak zor olabileceğinden makaleyi web siteme yükledim. “Ay’ın uzanımının ikinci türevindeki sıçrama” başlıklı bölümde Fomenko farklı bir yaklaşım benimser. Antikçağ’daki tutulmaların geleneksel tarihlerini doğru (veya hemen hemen doğru) kabul etmek ve ardından Ay’ın Antikçağ’daki ivmesine dair imkânsız değerlere ulaşmak yerine ivmenin sabit kaldığını varsayar ve verili geleneksel kronolojiye anlam vermektense arayışını çok daha geniş bir alana yayarak çözümü Antikçağ’daki tutulma tasvirlerinde arar.

Thukididis’in antik Yunanca metni “Peloponez Savaşı’nın Tarihi”nde tasvir ettiği üç tutulmayı ele alır ve savaşın geçtiği tarih olarak kabul edilen MÖ 430’un, tutulmaların gerçek tasvirleri göz önüne alındığında çok belirsiz bir eşleştirme olduğunu öne sürer: bu tarihin doğru olabilmesi için çeşitli faktörlerin gözden çıkarılmış olması gerekir. Fomenko, Thukididis’in verdiği her ayrıntıyı kullanıp MÖ 900 ile MS 1600 arasındaki (yani standart zaman çizelgesinde mümkün olandan çok daha geniş bir zaman aralığındaki) en hassas eşleşmeleri doğru kabul ettiğinde, bu zaman aralığı açısından iki olasılık olduğunu ileri sürer. İlkinde üç tutulmanın tarihleri MS 1133, MS 1140 ve MS 1151’dir. Diğerinde ise MS 1039, MS 1046 ve MS 1057. Başka bir ifadeyle güneş tutulması simülasyonu antik Peloponez Savaşı’nı Ortaçağ’a tarihler.

Fomenko ve Newton 1970’lerde mektuplaşarak Antikçağ’daki tutulmaların tarihlenmesine ilişkin bazı problemleri bu mektuplarda tartışır. Elde ettikleri bulgular onları farklı yönlere sevk eder. İki bilim insanı da tarihsel metinlerin yeniden değerlendirilmesi işine girişse de Fomenko şu sonuca varır: Bazı metinler gerçekten de sahte ya da metni sonradan çoğaltan kişilerce “düzeltilmiş” olabilir, ancak sahte veya düzeltilmiş olduğu ileri sürülen çoğu eser aslında sahte değildir, sadece korkunç tarihleme hatalarıyla dolu olduklarından haliyle sahtecilik varsayımı yapılır. Ona göre bu durum on yıllarca süren bir tarih gerçeğini açığa çıkarma saplantısına neden olur.

Almagest’in son derece ayrıntılı bir astronomik analizinde şu sonuca varır:

“Sonuçta ortaya çıkan tarihleme sonucunu normal yıllara çevirecek olursak, Almagest kataloğundaki olası tarihleme aralığının MS 600 yılında başlayıp MS 1300 yılında bittiğini görebiliriz.”

Başka bir deyişle, Ay’ın devasa bir kuvvete maruz kalmadığını ve Batlamyus’un da koca bir sahtekâr olmadığını varsayarsak, geriye kalan tek açıklama Almagest’teki ölçümlerin geleneksel olarak kabul gören çağdan farklı bir çağa ait olduğudur ki en aşırı durumda aradaki fark 1000 yıldan fazladır.


Almagest’ten bir bölüm

Anatoli Fomenko, alternatif zaman çizelgeleri dünyasında kilit önemde bir kişilik ve görüşlerine ileride ayrıntılı olarak değineceğiz. Şimdilik onun, geleneksel kronoloji hakkında şüpheleri olan uzun bir bilim insanları ve akademisyenler listesinin en son ve en ateşli üyesi olduğunu ve hiçbir şekilde yalnız olmadığını söylemekle yetinelim. Bu camiadaki diğer önemli isimler şöyle:

  • En ünlüsü, 87 bin kelimelik KadimKrallıklarınDüzeltilmişKronolojisiadlı kitabında zaman çizelgesinin hatalı olduğunu ve birçok Antikçağ efsanesinin ve tanrısının birbirinin tekrarından ibaret olduğunu iddia eden Sör Isaac Newton.
  • Kariyerinin sonlarına doğru Homeros, Herodot ve Cicero’nun eserleri hariç tüm antik Yunan ve Roma klasiklerinin; Plinius’un Doğal Tarih’inin, Virgil’in Georgics’inin, Horatius’un Hicivler ve Mektuplar’ının 13. yüzyıl keşişleri tarafından üretildiğine inanmaya başlayan Fransız âlim ve Kilise tarihçisi Jean Hardouin. Hardouin ayrıca birçok eski sanat eserinin ve madenî paranın da aynı şekilde üretildiğini ve gerçekte geriye çok az kanıt kalmış olduğundan bunun kesinlikle olası olduğunu da iddia etmiştir.
  • Birinci bölümde alıntı yaptığım JohnWilson Ross. Ross, Viktorya Dönemi’nden kalma adsız bir kitapta Tacitus’un Yıllıklar’ının Poggio Bracciolini tarafından yazıldığı ileri sürer.
  • Pavlus’unMektuplarıve İngilizKültürününDoğuşuadlı kitaplarında karanlık çağların hiç yaşanmadığını, 16. yüzyıl başlarında keşişler tarafından icat edildiğini iddia eden İngiliz tarihçi Edwin Johnson.
  • Periyodik tabloya soy gazların ekleneceğini öngören, demokratik bir Rusya’nın kurulabilmesinde bir yöntem olarak terörizm savunuculuğu yaptığı için hapse atılan ve insanlık tarihinin çok büyük bir bölümünün uydurma olduğunu ileri süren Rus devrimci Nikolai Morozov.
  • “Hayalet Zaman Hipotezi”nin sahibi Alman tarihçi Heribert Illig. Bu hipoteze göre Charlemagne hiç yaşamamıştır ve siyasi iktidar mücadelesinin bir parçası olarak Avrupa tarihi kasten 300 yıl kadar uzatılmıştır.
  • “Yunan Karanlık Çağları”nın (Miken uygarlığının yıkılışı ile Antik Yunan’ın doğuşu arasındaki karanlık çağın) hiç yaşanmadığı, böyle bir çağ olduğu fikrinin Antik Mısır kronolojisinin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığı teorisini ortaya atan İngiliz tarihçi Peter James.

Nereye varmak istiyorum?

Alternatif kronolojilerin hepsinin bazı ortak özellikleri var:

1.   Akademinin güvenilirliğini sorguluyorlar.

2.   Medeniyetin yok olduğu sözde karanlık çağları, hatalı tarihlendirmenin ürünü oldukları gerekçesiyle tarihten çıkararak tarihi kısaltırlar.

3.   Her zaman olmasa da çoğunlukla “gerçek” bir zaman çizelgesi oluşturma girişiminde bulunurlar. Genelde bu teorilere yönelik çürütme çabaları ve tartışmalar, geleneksel tarihe yaptıkları suçlamalardan ziyade bu yeni zaman çizelgelerini konu alır.

Bu üçü arasından beni en çok ilgilendiren ilk ikisi.

Olguların deneyler yoluyla teorik olarak kanıtlanabildiği alanlarda bile birçok akademik araştırmanın sorunlu olduğu gitgide daha açık hale geliyor. Sosyal bilimlerin halihazırda karşı karşıya olduğu büyük problemler zaten büyük oranda belgelendi ve psikoloji de on yıllara dayanan araştırmaları yeniden ele alarak bu problemle ciddi ciddi yüzleşmeye başladı, ki bu psikolojinin artı hanesine yazılacak bir çaba. Daha az bilinen ise, biyolojinin büyük iddialarının da aslında çöp olduğu (bu konuda 5-HTTLPR hikâyesi yerinde bir örnek); yine de disiplinin ana akımı içinden bir grup bilim insanı sorunu ciddi şekilde analiz etmeye başladı.

Öte yandan, tarihin ne ölçüde hatalı olduğu hakkında çok az bilgimiz var. Tarih alanında da “doğrulanamazlık” (yani kötü bilim) krizi benzeri bir kriz olduğunu iddia edenler genellikle görüşlerini destekleyecek çok miktarda ayrıntı sunsalar da ya görmezden geliniyor ya da kaçık olarak damgalanıp üzerleri çiziliyor. Bu insanların görüşlerini çürütme çabaları ya sundukları alternatif kronolojilerin güvenilmez olduğunu ya da bütün bir akademik camianın hatalı olmasının akla uygun olmadığını iddia etmeye odaklanıyor ki ortada şu açık çifte standart olmasa gayet mantıklı olabilirdi: komplo teorisyenleri (çoğunlukla da haklı olarak) hangi açıdan suçlanıyorsa, geleneksel tarih uzmanları da aynı açılardan suçlanıyor. Sözgelimi alternatif kronolojilerin bu kronolojilere ters düşen kanıtları görmezden gelmesi yaygın bir iddia; ancak komplo teorilerine inandırıcılık sağlayan önemli bir bulgu, akademisyenlerin de geleneksel zaman çizelgesine ters düşen kanıtları görmezden gelmesi veya savuşturması.

Matematik veya bilgisayar bilimi gibi daha sistematik alanlardan gelen dışarıdan insanlar, yumuşak bilimlerdeki yıllara ya da on yıllara dayanan konsensüsü yerle bir etme sürecinde genelde daha fazla yer alıyorlar; “veri haydutları” [data thugs] bunun ünlü bir örneği. Bu nedenle matematikçilerin ve gökbilimcilerin (yani dışarıdan olanların) geleneksel tarihe saldırının ön saflarında yer alması çok da şaşırtıcı olmamalı.

Doğrulanamazlık krizinde saldırıya geçenler akıllıca davranarak psikoloji, kanser biyolojisi vb. alanlarda “düzeltilmiş” bir görüş ortaya koyma güdüsüne karşı koyabildiler. Sadece mevcut akademik bilginin güvenilmezliğine işaret etmekle yetindiler ve eğer bu insanın bilgi birikiminde daha önce dolu olduğu düşünülen alanlarda bir boşluk doğmasına neden oluyorsa bırakalım olsun. Ancak çoğu anti-tarihçi kendileri tarihçi olmanın cazibesine karşı koyamıyor ve böylece kendilerini başkalarına yaptıkları saldırıların aynılarına maruz bırakıyorlar. Tartışmayı geleneksel kronolojinin güvenilmezliğini ortaya çıkarmakla sınırlamak en doğrusu olacaktır. Eğer bu “geçmiş zamanlarda ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok” noktasına varacaksa da… Donald Rumsfeld’in unutulmaz sözleriyle söylersek, yanlış bilgidense elimizde “bilinmediği bilinen şeyler” olması daha iyidir.

Şimdi 3. bölüme geçebilirsiniz: Hadrian Duvarı, radyokarbon tarihleme, dendrokronoloji